Uzak Doğu Mutfağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uzak Doğu Mutfağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2011 Cuma

Sushi, Wonton ve Pirinç Yufkası Sarmaları (Rice Paper Spring Rolls)

Yeni evimize annemler ilk defa yemeğe geldiler. Ben de değişik bir şeyler yapayım dedim. Sushi, wonton (Çin mantısı) ve Hong Kong'tan beri aklımdan çıkmayan pirinç yufkası sarmalarını yaptım nihayet. Uzak doğuda ve batıda wonton yapımında hazır paket hamurlar kullanıldığını duymuştum. Gurmenet'te bu hamurlardan görünce aldım hemen. Yiyenler fena bulmadılar ama ben çok beğenmedim açıkçası. Geçen sene evde kendi yaptığım dumpling hamuru çok daha lezzetli olmuştu. Neyse bunu da denemiş olduk. Geçen seneki dumplingler beni çok yormuştu, wontonların yapımı ise hamur hazır olduğundan aşırı pratik.

wonton pic

250 gr yağsız dana kıyma, 2 adet ince doğranmış pırasa, 1 büyük diş sarımsak, 2 çay kaşığı kadar rendelenmiş taze zencefil, 1 yemek kaşığı soya sosu, bir tutam tuz, bir tutam yenibahar, bir tutam muskat rendesi, bir tutam karabiber, bir tutam acı toz biber, 1 tatlı kaşığı esmer şeker, 1 yemek kaşığı ayçiçek yağı güzelce karıştırılıp, her bir hamurun içerisine bir tatlı kaşığı dolusu harç gelecek şekilde yerleştirilir. Şekilde görüldüğü gibi kapatılıp kaynar suda 1-2 dakika haşlanır. Buharlanmış beyaz lahana ve havuç üzerinde; soya sosu, chili sos, istiridye sos eşliğinde servis edilir.


sushi

Suşiler ah suşiler, ne çok seviyorum onları :) Sık sık suşi krizine giriyorum. Pek de güzel oldular haftasonu yaptıklarım. Çok sevdiğim bir Japon arkadaşımdan öğrenmiştim yapımını seneler önce. Karşılığında da mercimek köftesi yapımını öğretmiştim, kendisi tam bir mercimek köftesi hayranı :) Yapılışına gelince, suşi pirinci için kullandığım tarif şöyle:

2 bardak pirinç su tertemiz kalana kadar yıkanır. 20-30 dk kadar suda bekletilir. 2 bardak su ile beraber bir tencereye alınır. Kaynayana kadar yüksek ateşte, kaynadıktan sonra altı kısık ve üstü kapalı olarak suyunu çekene kadar, yaklaşık 15 dk pişirilir. Altı kapatıldıktan sonra 10 dk kadar dinlendirilir. Bu sırada pirinç sirkesi karışımı hazırlanır: 1/3 bardak pirinç sirkesi, 1 yemek kaşığı şeker ve 1 çay kaşığı tuz ile bir cezve veya uygun bir kap içerisinde iyice ısıtılır. Büyük cam veya bambu bir kaseye alınan pirinçlerin üzerine dökülerek tahta bir kaşık ile karıştırılır. Bambu mat üzerinde nori yaprakları içerisine biraz pirinç ve istediğiniz malzemelerden eklenerek sarılır. Ben füme somon, karides, avakado ve salatalık ile yaptım suşilerimi. Üzerlerine de susam serpiştirdim. Suşinin olmazsa olmazı wasabi ve soya sosu. Kimisi ikisini birbirine karıştırarak yemeyi seviyor, kimisi ayrı ayrı. Ben her 2 şekilde de yiyorum. Ve tabi yanında da zencefil turşusu.

spring rolls

Vietnam usulü pirinç yufkası sarmalarını epeydir merak ediyordum. Hong Kong'da gittiğimiz Vietnam lokantasında ilk defa denemiştim. Çok hoşuma gitmişti. Gerçi onların ki biraz daha suşi gibi ince sarılmıştı ama yaptığım araştırmalarda Çin böreği gibi daha kalınca sarılabildiğini de gördüm. Pirinç yufkası paketten kalıp gibi sert ve hafif şeffaf bir malzeme şeklinde çıkıyor. Suya batırınca kısa sürede yumuşuyor ve sarılabilir kıvama geliyor. İçerisine ise karides, somon, marul yaprağı, 1-2 dk da pişebilen; vermicelli denilen incecik pirinç noodle, soya filizi, fesleğen ve nane yaprakları sarılıyor. Çeşitli soslara batırılarak yeniliyor. İnanılmaz sade, kalorisi düşük bir yemek. Ben çok sevdim, bizimkiler de bayıldı. Soslara bandırıp bandırıp yedik. Pirinç yufkasını Migros'tan almıştım. Carrefour ve Gurmenet'te de satılıyor.

17 Aralık 2010 Cuma

Hong Kong'un Sınırsız Lezzet Dünyası

HGK by Night

Tayland yolculuğumuzun akabinde bir de Hong Kong yolculuğumuz olmuştu. Oradaki can dostlarla kavuşma, dünyanın öbür ucunda eğlenip coşma arzusuyla Türkiye'ye dönmeden önce Hong Kong'a 4 günlük bir gezi gerçekleştirdik. Çok enteresan bir yer olduğunu belirtmeliyim. Bir kere binalar inanılmaz yüksek, alçak bina yok, en alçak bina 30 katlı falan herhalde. Hava alanından arkadaşlarımızın evine giderken üzerinde adresin yazılı olduğu kağıdı çıkarıp 37. katta oturduklarını görünce küçük dilimi yutar gibi oldum!

Tayland'da geçirdiğimiz hipi günlerden sonra şalvarlı sırt çantalı hallerimizle Hong Kong'un şıkırtılı moda takipçilerinin şık kıyafetlerle salındıkları sokaklarında dolaşmak, restoranlarında yemek yemek, orada yaşayanların biraz gözüne batmış olabilir tabi ama okyanustaki adalardan gelmiş olmanın sarhoşluğuyla, pek de umurumuzda olmadı bu doğrusu.

mimosa@hgk

Hong Kong, Çin'e bağlı olmasına rağmen uzun seneler İngiliz yönetiminde kalmış olması ve burada yaşayan batılı nüfusun oldukça yüksek olması sebebiyle, hemen herkesin İngilizce konuştuğu ve batı kültürünün insan hayatlarında önemli ölçüde etkin hale geldiği, şahsına münhasır bir yer haline gelmiş. Dolayısıyla Çin'in herhangi bir yeri ile Hong Kong'un karşılaştırılması pek mümkün değil. Oldukça modern ve batılı tarzda eğlence anlayışının gelişkin olduğu hayatlar yaşanıyor burada. Hong Kong'un önemli bir endüstri ve ticaret merkezi olmasından dolayı, her birisi ayrı önem arz eden ve ayrı mimari değere sahip iş merkezlerini oluşturan gökdelenler, şehrin pek çok yerine yayılmış durumda. Hong Kong'un en turistik aktivitelerinden birisi, her akşam bu gökdelenlerde müzik eşliğinde gerçekleşen ışık ve lazer şovu. Viktorya Limanının her 2 tarafından seyredilebilen bu şov, her akşam adeta turist akınına uğruyor.

the peak

Bir tramvay ile çıkılan, Victoria Dağının tepesinden Hong Kong manzarası seyretmek ise Hong Kong'a gidenler için bir başka ritüel. Tüm ada manzarasına muazzam bir bakış sağlayan bu tepeye The Peak deniliyor ve özellikle akşam üzeri çıkıp, hava kararana ve gökdelenlerin ışıkları yanana kadar manzaranın seyredilmesi öneriliyor. Biz ne yazık ki vakit darlığından gündüz çıkabildik tepeye ve biraz sis mağduru olduk, manzaranın ancak resimdeki kadarını görebildik.

ZUMA-HGK

Hong Kong'un benim aklımı başımdan alan en önemli özelliği ise yemek konusunda sunduğu sınırsız çeşitlilikti. Öyle ki; oraya vardığımız ilk gün arkadaşlarımızın hazırladığı bizim de çok özlemiş olduğumuz muhteşem Türk kahvaltısının akabinde, akşam yemeği için dünyanın en iyi Japon restoran zincirleri arasında yer alan Zuma'ya gittik. Burada yaşanılan hazzı kelimelerle ifade etmek mümkün değil fakat tabi ki yediklerimizi listelemek istiyorum. Yukarıdaki resimde soldan sağa:
chili biberli ve susamlı edamame (soya fasulyeleri);
farklı bir şekilde kızartılmış ve yağı hiç hissedilmeyen kalamarlar;
ton balığı, yellow tail, sword fish (kılıç balığı), somon gibi çiğ balıklardan oluşan sashimi tabağı -çiğ balık diyince bazılarınıza ne kadar rahatsız edici geldiğini tahmin edebiliyorum ama inanın bana düşündüğünüz gibi değil :)
sarı kuyruklu yellow tail balığından yapılan carpaccio;
muhteşem ötesi bir sushi tabağı;
cod fish (morina) tabağı;
gyoza (buharlanıp kızartılmış çin mantısı) - bunu ben de yapmıştım hatırlarsanız, tarifi burada;
beef sushiler (et ile yapılmıştı);
ve gecenin assolisti Wagyu beef tabağı (dünyanın en yumuşak eti olarak bilinen Kobe beef'in aynısı, tek farkı Avusturalya veya ABD menşeili olmasıymış fakat lezzet ve dananın yetiştirilişi tamamen aynı)

Beef Noodle

Bu dana etli noodle ise abartmıyorsam hayatımda yediğim en lezzetli noodlelardan birisiydi. Arkadaşımız Serhan, kendi keşfi olan, bir sokak arasında konuşlanmış, son derece salaş bir lokantada bizi bu muhteşem noodle tabağı ile tanıştırdı. Tadı damağımdan gitmedi bir türlü.


Yanjing

Bir başka gecenin muhteşem menüsü ise klasik bir Hong Kong deniz mahsülleri lokantasında yediğimiz sarımsak ve chili ile yoğun miktarda lezzetlendirilerek kızartılmış, bol etli yengeçlerdi. Beraberinde yediğimiz bol sarımsaklı, soyalı sos ile servis edilen buharlanmış karidesler ise unutulamayacak güzellikteydi. İstiridye soslu ve bol chili biberli midyeler de aynı şekilde bizi kendimizden geçirdiyse de birinciliği yengeç ve karides arasında paylaştırıp, 2. liği midyelere verdim.

Bunun yanında bir başka akşam yemeğimizi benim isteğim üzerine Vietnam lokantasında, diğerini ise çoğunluğun talebi üzerine İtalyan pizzacısında yedik. Çok merak ettiğim Vietnam yemeklerini ilk defa deneme fırsatı buldum. Çok enteresan sarmaları var. Sushiye benzeyen fakat marul yaprağı veya rice paper denilen ince pirinç yufkası içerisine karides, pirinç, mantar çeşitli yeşillikler sarılarak yapılan ve soslar eşliğinde yenilen bu sarmalar, neredeyse hiç yağsız fakat oldukça lezzetliydi. Pirinç yufkalarından edindim, yakında Vietnam sarması deneyimlerim olacak. Vietnam lokantasında çektiğim fotoğraflar ne yazık ki pek iyi çıkmadı. Bu yüzden tüm yemekleri paylaşamasam da marullu ve pirinç yufkalı sarmaların olduğu fotoğraflardan iki tanesini paylaşmak istiyorum.


roll-11

roll-22


Gündüzleri Hong Kong'da yapılabilecek en keyifli faaliyet sanırım alışveriş :) Çok şık mağazaların ve alışveriş merkezlerinin yanı sıra sokaklarda kurulan yiyecek, giyecek ve eşya pazarları, benim gibi pazar gezmeye doyamayanlar için harika bir fırsat. Çantalar, giyecekler, elektronik eşyalar, seramikler, lambalar, el işleri, oyuncaklar aklınıza gelebilecek hemen her şey bu pazarlarda talipleriyle buluşuyor.

deniz mahsul pazar
Yiyecek pazarlarındaki bolluk ve çeşitliliği gözlemlemek ise ayrı bir keyif. Birbirinden taze, envai çeşit deniz ürününü bir arada görmek yemek yemeye kafayı takmış olanların aklını başından alıyor.

vegi pazar

Adını bildiğim bilmediğim, çeşit çeşit yeşillikler, sebzeler ve meyveler ise tam seyirlik. Uzak Doğuluların peyniri olarak bilinen, soya fasülyesinden üretilen tofunun; ev yapımı formatta ve farklı çeşitlerde, sadece tofu ve soya filizi satan bir pazar standında satılmasını ayrıca ilginç buldum.

2 Aralık 2010 Perşembe

Onigiri / Rice Balls

Onigiri

Onigiri; Japonya'daki evlerde çok sık yapılan, hemen her süpermarketteki dolapta görebileceğiniz, yapımı oldukça kolay ve eğlenceli bir Japon yemeği. İçini farklı dolgu malzemeleriyle lezzetlendirmek veya sade olarak yapıp soslar eşliğinde yemek mümkün. Tam suşinin yerini tutmasa da, ani suşi krizlerinde evde üretilebilecek lezzetli ve hızlı bir çözüm olduğunu söyleyebiliriz onigirinin. Dolgu olarak somon balığı, erik turşusu, ton balığı veya furikake denilen onigiririn üzerine serpiştirilebilen ya da alternatif olarak içerisine karıştırılabilen, temel olarak kuru yosun ve susam tanecikleri ile beraber çeşitli baharatlar içeren karışımlardan kullanmak mümkün. Ben bu tarifte 2 çeşit dolgu/lezzetlendirici kullandım. Birincisi ton balığı, mayonez ve wasabi karışımıydı. İkincisi ise Tayland'dan aldığım susam tanecikleri ve kuru yosun parçacıklarından oluşan furikake idi. Bu karışıma biraz da çörek otu ekledim.

Onigiri çoğunlukla üçgenler şeklinde yapılıyor. Yuvarlak veya elips olanlarını görmek de mümkün. Japonlar, üçgen onigiri toplarını elde yapma konusunda çok maharetli gerçekten. Çok sevdiğim bir Japon arkadaşım bana bu işi oldukça kolaylaştıran onigiri kalıplarından gönderdi ve ben onigiri üçgenlerimi bu kalıplarla yaptım :)

onigiri-2
Onigiri kalıplarım, pirinç karıştırıcım ve furikake

Onigiri yapımında pirinç seçimi oldukça önemli bir konu. Yuvarlak pirinçler tercih edilmeli aksi takdirde üçgen şeklini vermekte sorun yaşanabilir. Ben baldo kullandım...

Malzemeler: (3 kişi)

Yapımı için:
2 bardak pirinç
4 bardak su
1 orta boy ton balığı konservesi
1 paket furikake (yerine kavrulmuş susam, çörek otu, ve minik parçalar haline getirilmiş nori yaprağı kullanılabilir)
1 adet nori (suşi yosunu) yaprağı
Mayonez

Servis için:
Soya sosu
Wasabi
Susam yağı
Tatlı biber sosu
istiridye sosu
Zencefil turşusu

Yapılışı:

Pirinci iyice yıkayın. Suda haşlayın. Diğer yanda geniş bir kap içerisinde tuz ve su karışımı hazırlayın. Bu karışımı onigirilere üçgen şekil verirken kullanmanız gerekecek. Böylece pirinçler elinize yapışmayacak ve pirinç tuz ile lezzetlenmiş olacak.

Dolgu için, ton balığının yağını iyice süzdükten sonra 2 çay kaşığı wasabi ve 1 çay kaşığı mayonez ile karıştırın. Pirinçler suyunu çektikten sonra bir cam kaba alın, elinizi yakmayacak sıcaklığa geldiğinde şekil vermeye başlayın. Fazla soğumamasına özen gösterin. Ellerinizi tuzlu suya batırdıktan sonra avuç içinize 2 çorba kaşığı kadar haşlanmış pirinç koyun, önce pirinçlerin birbirine yapışması için elinizde yuvarlayın. Daha sonra parmağınız ile ortasına bir delik açın ve bu deliği hazırladığınız ton balığı karışımıyla doldurun. Deliği kapatıp elinizle üçgen şekli vermeye çalışın. 1,5 cm kalınlığında kestiğiniz nori yaprağını resimde gördüğünüz şekillerde alttan veya onigiriyi çevreleyecek şekilde sarın.

Susam, yosun ve çörek otu karışımını ekleyeceğiniz versiyon için bu karışımı başka bir kasede pirinç ile karıştırın. Yaklaşık 160 gr haşlanmış pirinç için 10 gr karışım yeterli olur. İyice karıştırdıktan sonra yine ellerinizi tuzlu suya batırıp üçgen pirinç toplarınızı oluşturmaya başlayabilirsiniz.

Servis için zencefil turşusu, susam yağı ile karıştırılmış soya sosu, tatlı biber sosu, istiridye sosu ve zencefil kullanmanızı öneririm. Onigirilerinizi bu soslara bandırıp afiyetle yiyebilirsiniz.

NOT: Anlatımı biraz uzun oldu ama yapımı gerçekten çok basit :)



19 Ekim 2010 Salı

Koh Phangan / Bölüm 2

DSC_0171

Koh Phangan'da tanıştığım Noy'dan öğrendiğim 2. yemek tarifi kajulu ve tavuklu pilavdı. Bu tür lezzetler hoşunuza gidiyorsa mutlaka deneyin derim..

1 porsiyon için:

1/2 tavuk göğsü
2 yemek kaşığı soya yağı
1 diş sarmısak
3-4 adet kuru çili biber
2 yemek kaşığı ham kaju fıstığı
1 yemek kaşığı soya sosu
1 yemek kaşığı balık sosu
1 yemek kaşığı istiridye sosu
1 çimdik tuz
biraz karabiber
1 orta boy kuru soğan
1 kase buharlanmış pirinç

Yapılışı:

Kajular yağda çevrilir, bir kenara alınır. Çili biberler yağda çevrilir, bir kenara alınır. Sarmısak ve tavuk yağa atılır, üzerine belirtilen soslar, tuz ve karabiber ilave edilerek yüksek ateşte pişirilir. Tavuklar pişmeye yakın soğan da büyük parçalar halinde doğranıp ilave edilir ve yüksek ateşte çevrilmeye devam edilir. Son olarak buharlanmış pirinç ile kenara ayrılmış olan çili ve kajular ilave edilerek tüm malzemelerin iyice birbirine karışması sağlanır. Sıcak olarak servis edilir.
Not: Pişirme işleminde wok kullanılması önerilir.

Koh Phangan'dayken yapılabilecek şeylerden birisi de fil çiftliklerine gitmek. Orada bulunduğumuz süre içerisinde 2 kere bu çiftliklere gidip, fillere muz yedirdik ve hatta onları sevdik. Bir file dokunmak harika bir duyguymuş. Bu akıllı ve duygu yüklü canlılarla vakit geçirmeye doyamadım. Hayvanları çok seviyorum!

DSC_0233

DSC_0198

DSC_0266

oradan ayrılırken bu filcik (kendisi 38 yaşındaymış bu arada) önce hortumu aracılığıyla benimle el sıkıştı ve sonra ben ona el sallayıp bay bay yapınca, yine hortumuyla bana aynı şekilde karşılık verdi!

Gittiğimiz fil çiftliklerinden birinde gördüğümüz, bir köpeğin pirelerini temizleyen maymun sahnesi ise çok komikti. Köpek halinden gayet memnun kendini maymunun ellerine teslim etmiş, maymun ise görevini büyük bir titizlikle yerine getiriyor...

DSC_0951


Koh Phangan'ın merkezi olan ve bir kasaba duygusu uyandıran Thong Sala'da akşamları kurulan yemek pazarı ayrı bir keyifti. Burada açılan standlarda çeşit çeşit pişmiş yemeklerin yanı sıra kendiniz orada seçerek pişirtebildiğiniz deniz ürünleri ve noodle ağırlıklı yemekler de mevcuttu. Uzak Doğu'da yemek çeşitleri söz konusu olduğunda, bu çeşitlerin bir sınırından veya adedinden söz etmek sanırım mümkün değil. Bazen bir gördüğünüz yemeği bir daha göremiyorsunuz, bazen de her gittiğiniz yerde mutlaka aynı türleri görebiliyorsunuz. Fakat ne olduğuna anlam veremediğiniz türden yemek çeşitleri de oldukça fazla. Bu durumda ne yediğinizi iyi seçmek önem taşıyor. Eğer yanlış tercihler yaparsanız ve yeni lezzetler denemekten vazgeçerseniz, Uzak Doğu'ya ilişkin kötü duygularla ve bir rahatsızlık hissiyle dönmeniz mümkün. Ancak doğru yemekleri bulursanız, büyük olasılıkla aklınızdan çıkmayacak hazlarla ve geri dönme arzusuyla eve döneceksiniz.

DSC_0145
çok çeşitli ve lezzetli deniz ürünlerinden seçip burada pişirtmek
yapılabilecek en güzel yemek tercihlerinden birisi

DSC_0147
seçtiğiniz yemek size özel olarak burada odun ateşinde, woklarda pişiriliyor
ortalığa nefis kokular yayılıyor...

DSC_0150
tavuklu, tofulu, sebzeli ve tanımlayamadığım bazı diğer noodle'lar
bu çeşitleri sokakta açıkta satılan yerlerden yemeyi pek tercih ve tavsiye etmiyorum
fakat restorandaki versiyonlarının tadına mutlaka bakmak lazım

DSC_0157
kesinlikle tavsiye etmediğim türden sokak yemekleri :)
domuz ve balık ağırlıklı, balıklısını başka bir yerde denemiştim,
kesinlikle bize göre bir lezzet değil

DSC_0148
meyveler ve taze hindistancevizleri, her daim, her yerde
en taze ve en güzel yiyecek alternatiflerini oluşturuyor


DSC_0042

Adanın içerisinde dolaşırken köy evi formatında bir evin bahçesinde bu şekilde dizilmiş olan hindistancevizlerini gördük. Bunların bir kısmının içi boşalmış gibi görünüyordu fakat bir kısmı da çok sağlamdı. Ben bunları güneşte kurusun da tavuklara yem olsun diye buraya koyduklarını düşündüm. Bora pek benimle hem fikir olmadı bu konuda ve içlerinden en güzelini kaptı :) Orada bulunan çiftçi olduğunu düşündüğümüz adamcağız bize gülen gözlerle baktı, ne düşündü bilemiyorum, tavuk yemi tezimin doğru olduğunu düşündürdü bana bu gülümseme aslında :) Bora aldığımız hindistancevizi karşılığında para vermek istediyse de adam kesinlikle kabul etmedi. Biz de aldık hindistancevizimizi, kuzeydeki plaja doğru yola koyulduk. Yalnız bu hindistancevizi hiç abartısız hayatımda yediğim en lezzetli hindistanceviziydi. O kadar etli ve suluyduki, çıkan lezzete inanamadım...

DSC_0044



DSC_1010

Bu plaj da diğer plajlar gibi adeta cennetten bir köşeydi. Çok sakin ve huzurlu olması ayrıca hoşumuza gitti. Etrafımızda insanlar olmasına rağmen neredeyse hiç ses yoktu. Kıyıya kadar ulaşan mercanlar ise suyun altında sergiledikleri görüntü ile gerçekten çok hoştu...

stonepattern

Plajdan dönerken karşımıza çıkan, 5 minik yavrunun ikisi olan bu sevimli ikili, bizi oyuna davet etti. Daha ayaklarının üzerinde zar zor dururken etrafımızda dönüp durmaları, ayaklarımızı yalamaları, kucağımıza aldığımızda hiç ses etmemeleri, biz giderken arkamızdan bir süre takip etmeleri bizi mest etti tabiki.

DSC_0977

Koh Phangan'dan sonraki planımız Tayland'a sınır komşusu olan, UNESCO dünya mirasları listesine girmiş bulunan Luang Prabang kentiyle ünlü Laos'a geçmekti. Gitmeden önce gerek Dış İşleri Bakanlığı'mızın sitesinden kontrol ederek gerekse geçen sene buraya giden arkadaşlarla konuşarak ve internetten de tekrar kontrol ederek Türkiye için bu ülkenin vize uygulamasının sınır kapasında para ödeyip vizeyi almak şeklinde olduğunu teyit etmiştik. Ancak yaptığımız 13 saatlik zorlu tren yolculuğundan sonra öğrendiklerimiz bizi tamamen şoka uğrattı. Sınır kapısında herkes pasaportunu gösterip, damgasını alıp diğer tarafa geçerken biz TÜRK OLMAMIZ gerekçesiyle, pek çok kişinin adını bile duymadığı Laos ülkesinin sınırından geri çevrildik. Ekim 2009'da yayınlanan bir karar ile maalesef 'yalnız ve güzel' Türkiye'miz; Pakistan, Zambiya, Zimbabwe, Suriye, Sudan vb ülkelerin yer aldığı yaklaşık 20 ülkelik bir liste kapsamına alınarak, ülkeye gelmeden önce konsolosluğa giderek ve vize başvurusu yaparak vize alması gereken ülkeler içerisine girmiş. Başvurunuz kontrol edildikten sonra eğer uygun görülmezse hiç vize alamama ihtimaliniz de var anladığım kadarıyla. Üstelik olayın en ironik kısmı, Türkiye'ye en yakın Laos Konsolosluğu'nun Fransa'da bulunması. Tayland'da Bangkok'ta yer alan konsolosluktan da başvuru yapılabiliyormuş elbette ancak bu durumda Laos'a gitmek isteyen birinin mutlaka Bangkok'tan geçmesi ve başvuru için de birkaç gün burada vakit geçirmesi bekleniyor anladığım kadarıyla. Büyük bir hayal kırıklığı, yorgunluk ve üzüntü karışımı duygular içerisinde ve sağanak yağmur altında kaldıktan sonra 1 saat mesafede bulunan hava alanına gidip uçakları kontrol etme kararı aldık. Bambaşka bir serüvene doğru yola çıktığımızın ise o an hiç farkında değildik. Laos kapısında yaşadığımız boynu bükük geri dönüş sayesinde bilmeden "cennet" kelimesinin dahi tanımlamaya yetmeyeceği Phi Phi adalarına doğru yola çıkmış olduk... Laos macerasından ise geriye sadece trende ve trenden sınır kapasına giderken bindiğimiz tuktuktan çekilen bu iki fotoğraf kaldı...

DSC_0381
trende uyandığımız sabah beni selamlamaya çalışan bu minik Laoslu kızın
sempatikliğini nasıl anlatabilirim bilemiyorum :)

DSC_0391
balıkçı bir teyze biz tuk tukla geçerken bizi selamladı

Bir sonraki yazı: Phi Phi adaları

13 Ekim 2010 Çarşamba

Koh Phangan / Bölüm 1

DSC_0005

Koh Samui'den sonraki konaklamalı durağımız Koh Phangan'dı. Koh Phangan, bakir ve zengin doğasının yanı sıra partileriyle de dünyaca ünlü bir ada. Bu adaya, her dolunayda Haad Rin denilen plajda yapılan full moon (dolunay) partiye katılmak üzere 30 bine yakın kişinin geldiği söyleniyor! Adaya ilk gidişimizi ne yazık ki dolunaya denk getiremedik fakat dolunay partilerinin dışında half moon ve black moon partilerin de ayın farklı günlerinde adada gerçekleştiğini duyunca içimizdeki dans etme motivasyonu önüne geçilemez bir hal aldı :) Bizim adaya vardığımız gün half moon partiye denk geldi. Ormanın içinde özel oluşturulmuş ve UV teknolojiyle ışıklandırılmış bir mekanda gerçekleştirilen bu parti de diğer partiler gibi sabaha kadar devam ediyor. Müzikler çok kaliteliydi, bir sürü farklı ülkeden yüzlerce insan, vücütlarında partiye özel karanlıkta parlayan boyalarla yapılmış dövmelerle, muhteşem ateş şovlar eşliğinde dans ediyordu. Biz de aralarına karıştık elbette. Bu arada full moon partiye gitmek içimizde o kadar kaldı ki tüm seyahatin sonunda üşenmeden ülkenin batısından doğusuna yaklaşık 12 saatlik bir yolculuk daha yaparak tekrar Koh Phangan'a döndük ve full moon party'ye katıldık :) Fakat nihayetinde half moon party'den daha fazla keyif aldığımıza karar verdik, oralara kadar gidip full moon party'yi de tecrübe etmiş olmaktan ayrı bir mutluluk duyduk elbette...

Resim 1

Adaya ilk vardığımız günün üzerimdeki etkisini Asya'dan bildiriyorum yazımda hızlıca ifade etmeye çalışmıştım. Gerçekten bir cennete ayak basmış olma duygusunu Koh Phangan'da derinlemesine yaşadım. Kaldığımız yeri adaya ayak bastıktan sonra ilk iş olarak gittiğimiz bir internet cafe'de yaptığımız araştırma neticesinde kararlaştırdık. Avusturalyalı Martin ile Taylandlı eşi Noy tarafından işletilen Phangan Rainbow bungalovları tam aradığımız yere benziyordu. Bir taksiye binip doğrudan buraya gittik ve gittiğimiz andan itibaren mekana tam anlamıyla vurulduk. Denizin yanı başında muhteşem huzurlu bir plajda, palmiyeler, yemyeşil ve capcanlı, tropikal bitkilerle dolup taşan bir bahçenin içerisine yapılmış bungalovları ve her bir köşesine yerleştirilmiş hamakları ile burası kesinlikle aradığımız yerdi. Bu tesis 22 senelik olmasına rağmen bungalovların hem içi hem dışı yepyeni, tertemiz ve çok bakımlı görünüyordu. Bu harika bungalovda kalmak için gecelik Türk parası karşılığı sadece 40 TL ödeyeceğimizi öğrendiğimizde ise ayrı bir şaşkınlık yaşayıp sevindik tabi!

DSC_0304
Yağmurdan sonra bulunduğumuz mekandan bir görüntü

DSC_0335

DSC_0334

DSC_0317
Yıllar önce bu bitkiyi Londra'da bir botanik bahçesinde görmüştüm
Bu bitkiyi kendi özgün doğasında görmek ise harikaydı

DSC_0321
Tayland'ın en karakteristik çiçeklerinden birisi Frangipani (Plumeria) çiçeği
Egzotik kokular saçan bu çiçek bir ağaçta yetişiyor ve Tayland'ın hemen
her yerinde bu ağaçlar karşınıza çıkıyor - Yağmurdan sonra ise
üzerindeki damlalar ve mis kokusu ile bu çiçekler etrafına
bambaşka bir huzur saçıyor...

DSC_0331
ve tabii orkideler...
Tayland'ın bir başka karakteristiği de orkide çiçekleri...

Kaldığımız yerin mutfağı buranın sahipleri olan Noy ve Martin tarafından işletiliyordu. Noy gerçekten başarılı bir aşçıydı ve kendi menülerinde yer alan yemeklerin yapımını, burada yer alan mutfaklarında isteyen konuklara öğretiyordu. Tabii hemen bu cazip teklife atladığımı tahmin edersiniz :) Benim gibi Uzak Doğu mutfağını yemekten ve denemekten süper keyif duyan birisi için bu teklif adeta bir hediye oldu. Hem Bora'nın hem benim Tayland mutfağından en çok sevdiğimiz yemeklerden olan kajulu tavuk ve kajulu tavuklu pilavı Noy bana kendi mutfağında uygulamalı olarak öğretti. Hem teknik hem estetik açısından benim için eşi bulunmaz bir eğitim oldu. İstanbul'a geldikten sonra misafirlerimize bu yemeği yaptım herkes bayıldı. İşte kajulu tavuk (fried chicken with cashew nuts) ve tarifi:

DSC_0175

1 porsiyon için:

1 tavuk göğsü
bir miktar soya yağı
2 yemek kaşığı ham kaju fıstığı
4-5 adet kuru çili biber
1 yemek kaşığı soya sosu
1 çimdik tuz
istenildiği kadar karabiber
1 yemek kaşığı istiridye sosu
1 diş sarmısak
1 küçük kuru soğan
birkaç dal taze soğan
5-6 sap fasulye börülce
1 havuç
bir kaç adet bebek mısır koçanı

Yapılışı:

Kajular yağda biraz kavrulur bir kenara alınır. Çili biberler yağda çevrilir bir kenara alınır. 1 diş sarmısak ezilerek parçalara bölünmüş tavukla beraber yağda çevrilir. Üzerine soya sosu, toz şeker, istiridye sosu, tuz ve karabiber eklenerek çevrilmeye devam edilir. Ayrılan biberler ve fıstıklar da eklendikten sonra sırasıyla kuru soğan, havuç, fasulye börülce, mısır ve taze soğan ilave edilerek yüksek ateşte çevrilmeye devam edilir. Hemen servis edilir. Pişirme işleminde wok kullanılması önerilir.


4 Ekim 2010 Pazartesi

Koh Nangyuan ve KohTao'da Mango Bay

kohnangyuan6

Koh Samui'de kaldığımız 3 günün birinde, bölgede görülmeye değer yerlere turlar düzenleyen, PADI lisanlı bir ekip tarafından yönetilen acentelerden birinden bir şnorkel turu satın aldık. Bu turda neler görebileceğimi çok merak ediyordum ve açıkçası renkli tropikal balıkları göreceğime dair garanti istiyordum :) Bana bu turdan rengarenk balıkların, kaplumbağaların, mercanların bulunduğu harika fotoğraflardan oluşan bir albüm gösterdiler. İkna olmanın ötesine geçerek bir gün sonrayı iple çekmeye başladım.

Ertesi sabah çok erkenden buluşup, bizi alan ekiple beraber tura çıkacağımız katamaranın olduğu yere gittik. Daha önce de belirttiğim gibi pek çok dalış tutkununun her sene mutlaka ziyaret ettiği bir yer Tayland Körfezi. Katamarana giderken içinde bulunduğumuz araçta bizim dışımızda Avusturalyalı, Alman ve Singapurlu dalgıçlar vardı. Bizim şnorkel yapmaya gittiğimiz yerde eğitmenler eşliğinde scuba diving yapmak hatta bu konuda eğitim almak da mümkün.

kohnangyuan3
Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra 3 adacıktan oluşmuş bir adalar grubu olan Koh Nang Yuan'a vardık. Bu küçük adalar birbirlerine bembeyaz kumlardan oluşan ufak plajlarla bağlı ve adalar arasında meydana gelen koylardan Japanese Garden (Japon Bahçesi) adı verilen koydaki turkuaz renkli suyun altı rengarenk balıklar ve muhteşem mercanlarla kaplıydı. Kendimi çok sevdiğim Kayıp Balık Nemo filminin bir kesitinde gibi hissettim. Doğada bulunan hemen her rengin suyun altında da bu şekilde ifade bulmuş olması beni şaşkınlık ve hayranlık içerisinde bıraktı. Ne yazık ki su altı kameram olmadığı için gördüklerimi görüntüleyemedim. Ama leopar desenlisinden, gök kuşağı gibi çizgilisine, mavisinden turuncusuna, sarısından siyah beyaz çizgilisine kadar muazzam renk ve şekil çeşitliliğindeki balıkların ve parlak mor, yeşil, kırmızı, turuncu tonlardaki mercanların burada bu koyda onları görmek isteyenleri beklediklerini belirtip gerisini hayal gücünüze bırakmak isterim.

kohnangyuan
Bu koylar inanılmaz bir koruma altına alınmış, mercanları korumak
adına şnorkelcilerin suya paletle girmesi dahi yasaklanmış durumda

kohnangyuan5
Koh Nang Yuan'dan görüntüler

kohnangyuan4
Scuba ekibi dalışa hazırlanırken

goldaltuni

Tayland'da dolaştığınız hemen her yerde taze meyve suyu ile meyveleri buz ve şekerli suyla karıştırarak hazırlanan shake'lerden satan büfelere, café'lere ve hatta sokak satıcılarına rastlamak mümkün. Şnorkel'den sonra bir sonraki durağımız olan Koh Tao adasındaki Mango Bay'e doğru yola çıkmadan önce Koh Nang Yuan'daki plajda bulunan barda bir mola verdik. Taze hindistancevizli shake ve karpuzlu shake içtik. Buz gibi ve müthiş lezzetliydi. Taze hindistancevizli shake'i nasıl yaptıklarını özellikle seyrettim. Hindistan cevizinin tepesini satırla kestikten sonra içinden çıkan sütü bir bardağa alıyor hatta fazlasını çöpe döküyor! Evet hindistancevizi bu memlekette o kadar bol ki adeta saçıyorlar. Hindistancevizi bu kadar taze olunca iç duvarlarına yapışan bizim esas hindistancevizi olarak bildiğimiz, yediğimiz bölümü de çok yumuşak oluyor. Bunu kaşıkla çıkarıp blender'da dondurmayla ve ayırdığı sütle birlikte karıştırıyor ve tekrar içine dolduruyor.

mangobay2

Koh Nang Yuan'dan ayrıldıktan sonraki durağımız körfezde bulunan adaların en kuzeyindeki ve en küçüğü olan Koh Tao adasının koylarından biri olan Mango Bay idi. Koh Tao dalış meraklıların uğrak noktası... Mango Bay ise bu adanın sadece tekneyle ulaşılabilen en izole, en temiz, en renkli ve tropikal su altı canlılarının zengin çeşitlilikte bulunduğu koylarından birisi. Burada tekneler açıkta duruyorlar ve bu berrak, masmavi sulara tekneden kendinizi bırakıp, geçici bir süre için de olsa aşağıdaki renkli dünyanın bir parçası haline geliyorsunuz...

mangobay

Bir sonraki yazının konusu; dünya çapındaki partileriyle ünlü Koh Phangan adası...

28 Eylül 2010 Salı

Koh Samui...

Tayland bir adalar ülkesi... Hem doğuda Hint Okyanusu'na açılan Andaman Denizi'nde, hem de batıda yer alan ve Güney Çin Denizi'ne açılan Tayland Körfezi'nde, özellikle dalış meraklıları için dünya sıralamalarında önde gelen muhteşem güzellikte adalar mevcut...

Thailand_map
Doğu ve Batı adalarının konumu

Bangkok'tan sonraki ilk durağımız Batı'da Tayland Körfezi'nde yer alan, yaklaşık 2300 km karelik alanı ve 50.000 kişilik nüfusu ile Tayland'ın 3 . büyük, körfezin ise en büyük adası olan Koh Samui idi. Körfezde yer alan en bilindik 3 ada büyükten küçüğe ve güneyden kuzeye doğru Koh Samui, Koh Phangan ve Koh Tao adaları... Bölgede yer alan pek çok diğer adacığı, ulusal park niteliği taşıyan, özel koruma altına alınmış 42 adadan oluşan Ang Thong National Marine Park'ı ve su altındaki mercanları, rengarenk tropikal balıkları, bembeyaz pudra gibi bir kumdan oluşan muhteşem plajıyla bir cenneti andıran Koh Nangyuan'ı da mutlaka belirtmek lazım. Bütün bu adalar ve adacıklar "İyi İnsanlar Kenti" anlamına gelen ve Tayland'ın güneyinde yer alan bir kıyı şehri olan Suratthani'ye bağlı...

Adalara ulaşım birkaç yoldan sağlanabiliyor. Biz Bangkok'tan Suratthani'ye uçakla gidip, hava alanından otobüsle Don Sak Pier'e gittik. Don Sak Pier'den ise adalara giden High Speed Lomprayah katamaranına bindik.

bbview3
Koh Samui'de gün batımında bir görüntü

KOH kelimesi Thai dilinde ada demek, bu kelime adanın isminin önüne getirilerek kullanılıyor. Örneğin, Koh Samui denildiğinde bu, Samui Adası anlamına geliyor. Bütün seyahatimizin önceden ayarlanmış tek konaklaması Koh Samui'dekiydi. Türkiye'den gitmeden önce blog üzerinden orada yaşayan bir Hollandalı dalgıçla tanışmıştım. Samui Adası'nda nerede kalmamızı önereceğine dair fikrini sormuştum. Bana Choengmon Beach'in adanın en sakin ve huzurlu plajlarından birisi olduğunu söylemiş ve burada plajla aynı isimde kurulu bulunan resortta kalmamızı önermişti. Ben de biraz internette araştırdıktan sonra bu öneriyi dinleyip burada yer ayırttım...

choengmon1
Koh Samui Choengmon Plajı'ndan bir görüntü

DSC_0467
Choengmon'da bir resort

msj2

msj1
Plajda masaj keyfi

Deng
Deng: plajda tanıştığım bir masöz, kendine ait sakin ufak huzurlu bir yeri var

Deng Karpuz
Plajda yürürken hava inanılmaz sıcaktı, güneşin altında adeta kavruldum,
Deng ise bana ilaç gibi gelen soğuk bir dilim karpuz ikram etti :)

deng'splace

palm trees
Plajdaki hindistancevizi ağaçları

Choengmon palmiye ağaçlarıyla donatılmış, mavi berrak bir denize sahip güzel bir plaj gerçekten ama kaldığımız resorttan o kadar da memnun kaldığımızı söyleyemeyeceğim. Memnuniyetsizliğimizin sebeplerine burada şu an detaylı girmeyeyim... Yine de tüm seyahat boyunca yediğimiz en mükemmel yemekleri Samui'de kaldığımız bu resortun restoranında yediğimizi de belirtmeliyim. Özellikle deniz mahsullerinin tüm adalar genelindeki sınırsız çeşitliliği, tazeliği, lezzeti ve fiyatların uygunluğu bizi inanılmaz keyiflendirdi. Burada kaldığımız 3 gece boyunca akşam yemeklerinde deniz kıyısındaki masamızı her çeşit deniz mahsulüyle donattık. Bizim mercana benzettiğimiz ama sözlükteki karşılığı kırlangıç balığı olan Red Snapper adlı balığı hayatımda yediğim en lezzetli balık ilan ettim.

redsnapper
Izgara Red Snapper ve jumbo karidesler

kalamar
Önde kızarmış kalamarlar, arkada ise yine Red Snapper

Kalamarla birlikte 2 çeşit sos servis ediyorlardı. Bunlardan birisi bizim de kalamarla beraber yemeye alışkın olduğumuz türden mayonez içerikli beyaz bir sos diğeri ise bol sarmısak, lime suyu, balık sosu denilen tuzluca bir sos ile çili biber karışımından oluşan nefis lezzetli bir sostu...

Orada yediğim en çok hoşuma giden yemeklerden birisi de yengeç ve karidesli noodle çorbası idi. Hem servis şekli hem de lezzeti harikaydı. Çözümleyebildiğim kadarıyla kişniş, limon otu, lime, taze soğan, soğan kuruları ve soya ile lezzetlendirilmiş bu noodle çorbasını bir süre hayranlıkla seyrettikten sonra afiyetle yedim bitirdim.

noodle2


Ben yengeçli karidesli noodle çorbamı yerken Bora (eşim) da Tayland usulü deniz mahsullü bir makarna sipariş etti. İçerisinde karides, kalamar, ince yeşil fasulye, yeşil yapraklı bizde bulunmayan oralarda sık kullanılan ıspanak benzeri bir sebze, çili biberler, karnabahar ve tanımlayamadığım karnabahar benzeri başka bir sebzenin de bulunduğu; soya ve tahminen istiridye sosu ile wokta pişirilmiş enfes bir makarna geldi.

Thai pasta


Samui fazla büyük olduğundan mı yoksa fazla keşfedilmiş ve turistikleşmiş olduğundan mı bilemiyorum ama tropikal adaya dair beklentilerimin biraz altında kaldı. Cennet Adası olarak da bilinen bu adaya ilgi her geçen yıl artmakta ve sanırım Türkiye'den de bu adaya turlar gitmeye başlamış. Bu bölgeye gitmeyi düşünenlere Koh Samui'de 1 ya da en fazla 2 gün geçirmelerini, diğer adalara daha fazla vakit ayırmalarını öneririm. Bizim için esas cennet sonraki yazılarımda anlatacağım, Koh Samui'nin kuzeyinde, Samui adasına 1,5 saatlik mesafede yer alan, el değmemiş ada duygusunu derinlemesine yaşatan Koh Phangan adasıydı...

Koh Samui'den aklımda kalan en etkileyici görüntülerden biri plajda közlenmiş mısır ve tropikal meyveler satan satıcılardı. Sırtında dükkanlarıyla plajda gezen bu satıcıların pişirdiği mısırlar turistler tarafından oldukça ilgi görüyordu. Közlendikten sonra tereyağı ve tuza bulanan mısırlar alışık olduğumuz közlenmiş mısırlardan biraz daha kalorili ama gerçekten lezzetliydi.

DSC_0471

DSC_0472
Birbirinden lezzetli tropikal meyveler

DSC_0473

Motosiklete binmek Samui Adası'nda ve civardaki diğer adalarda adeta bir gelenek haline gelmiş. Yerlisinde yabancısına, çocuğundan yaşlısına herkes ulaşımını scooter tarzı motosikletlerle sağlıyor. Bunun yanında taksi denilen ama daha çok minibüs mantığı ile çalışan arkası koltuklu pikaplar da adanın ulaşımında önemli bir yer teşkil ediyor.

motor1

motor2
Ben poz vermeye çalışırken önümden geçen motorsikletli aile sayesinde
Samui'de unutulmaz bir karenin parçası oldum...

Koh Samui'de görülecek en önemli ve en güzel yerlerden birisi 12 metre uzunluğundaki, altın kaplamalı Big Buddha heykelinin yer aldığı Big Buddha Temple yada orjinal ismiyle Wat Phra Yai denilen tapınak. Adanın sembollerinden biri haline gelen bu ihtişamlı heykeli adanın farklı noktalarından, kilometrelerce öteden ve hatta havadan görmek mümkün. Heykele çıkan merdivenlerin kenarlarındaki ejderha figürleri de oldukça etkileyici. İbadet etmeye gelen Taylandlı Budistler, Buddha'ya çiçekler ve meyveler sunup tütsüler yakıyorlar...

big buda

big buda5

big buda4

big buda6
İbadet esnasında Buddha'ya sunulan çiçekler

big buda7

big buda8
Tapınakta yer alan bir başka ibadet köşesi ve Buddha'nın farklı formları

Bir sonraki yazıda Koh Samui'den diğer adalara yaptığımız günübirlik şnorkel turunu ve çizgi filmlerden fırlamış rengarenk balıkları anlatacağım.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...